14 Şubat 2013 Perşembe

Sevgil'i Gününüz Kutlu Olsun.. Hadi Baklım.. :)

Bugün "Aşk"ın günü..
Hiç düşündünüzmü bugün nereden doğdu diye..
Hep derim delinin biri bir taş atmış hepimizden peşinden koşmuşuz.. 
Aslında 14 Şubat Sevgililerin Günü olarak doğmamış.. Muhtemelen bugünün değişmesinde zekası ticarete işleyen biri tarafından değişime uğratılmış.. En azından ben senelerdir bunu savunurum.. 
Yani "günler" sadece para harcanacağını bildiğiniz günlerdir.. Yani benim teorime göre bir kişiyi seviyor ve ona"yar" olarak bakıyor elini tutup tüm sevginizi dile getirmek istediğiniz biri ise zaten her gün sizin olmalı bir gün değil.. İçinizden geliyorsa ona her gün hediyeler verebilmelisiniz.. Senede birgün değil yani...
Evet, günleri hatırlarım.. Kutlarımda ama bir çok kişi benim gibi düşünmediğinden ve böyle günlerde hatırlanılmaktan hoşlanırız bu sebeple.. 
Gelelim 14 şubat nerden gelmiş.. Aslında bir çok kişi bilmez nereden gelmiş diye.. Bakınız;

"Sevgililer Günü: 270 yılında Aziz Valentinus adlı rahibin, Roma İmparatoru II. Cladius tarafından kafası uçuruldu. 226 yıl sonra 496'da ise Papa Gelasius, 14 Şubat'ı Aziz Valentin Günü ilan etti. Aziz Valentinus Yortusu, 19. yüzyıla gelindiğinde; Amerikalı Esther Howland'ın ilk Sevgililer Günü kartını göndermesinden bu yana farklı biçimde kutlanmaya başlandı."

Yani sevgili "Vikipedi'den" gayette açıklayıcı bir durum bu.. Valentine kelimesi sevgi, hoşlanılan kişi anlamına gelmekteymiş.. Ve Amerikalı Esther'de buradan yola çıkarak farklı bir boyut katmış görünüyor...

Ee ne diyelim.. Madem böyle gelmiş böyle devam edecek, banada Sevgililer gününüzü kutlamak düşer.. :)
Mutlu günler...

Gün'aydın ..!

Delice açan papatya .. Mevsim kış, soğuk ve nemli .. Oysa ki yazdir onun mevsimi .. Ne buyuk bir cesarettir ki mevsimsiz acmak .. Bu denli guzel olup dimdik yasama tutunmak, inadına tüm yapraklarını acmak .. Nasıl bir cesarettir sendeki .. Bir parça alabilsem senden o cesareti ..

12 Şubat 2013 Salı

Başlık yok.! İsim yok.!


Günlerdir sadece yazma fikri zihnimden geçmekte.. Geçiyor geçmesinede yazamıyorum..
Nasıl yazılır nasıl dile getiririm bilmiyorum ki.. -Hep bilmiyorumki, hep.. Ne zaman bileceğim ben?
Sayfaları karalanmış yıpranmış ve yırtıklarla dolu içim..
Satır aralarını okuyabiliyorum sadece.. -Başlık yine yok..
Yarım yamalak cümleler, kıyısı köşesi silinmiş kelimelerim var.. -Çıkaramıyorum içinden ne olduğunu, ne istediğimi.. Ne yazıyor orada?
Küstüm kendime .. Yine küstüm.. Garipsiyorum bu hallerimi bazen..
İnsan kendine küsermi? -Ben küsüyorum. Üstelik bu aralar bunu çok sık yapıyorum..
Yalnızlığa mı alışamıyorum? -Yoksa fazlamı alıştım?
Hangine küstüğümü bile bilmiyorum.. Yada neden, niye, niçin...
Korkuyorum.. İncinmekten çok incitmekten korkuyorum.. - Evet !
İncinmekten de korkuyor(muş)um.. -Evet !
Yalnız olmak ve olmamak arasında çizilmiş kalın bir şerit üzerinde bir aşağı bir yukarı yürüyorum sürekli..
Küskünlüklerim bitsin istiyorum.. -Bunu istiyorum.. Saçlarım bile böyle ruh hallerindeyken  tepkisini gösteriyor..
Bunu bir ben yapamıyorum.. -Bir ben !
Sadece küsüyorum.. Susuyorum.. Ağlıyorum.. 
Hepsi bu..

11 Şubat 2013 Pazartesi

- LÂ/Sonsuzluk Hecesi-

Hikâyenin ismi düştü dilime bir gece: LÂ.
İLLÂ, dedim.
Bir ömür boyu aradığım hece harfinin LÂ olduğunu bildim..
- LÂ/Sonsuzluk Hecesi-


6 Şubat 2013 Çarşamba

Umuda karşı ..

Işık hep tepelerden doğar.. Gökyüzü ile yeryüzünün bitiminde son bulur.. Ertesi gün yine doğar.. Umut ışık demektir.. Işık umudu müjdelerken, silmek için batmaz her gün batımında.. ışıkta yalnızdır.. koybolup gitmeside.. Umut ise kalabalıklarla doludur.. İnsan tektir.. Yalnız doğmadıkmı.. Tek ve yalnız.. Tek başına olmakta yalnızlıktır..
t.a.

Buna yaşamak denirse...





Tam göğsünüzün ortasında bir yeriniz acıyacak...
Evinizin sizi içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksiniz...
Sokağa fırlayacaksınız...
Sokaklar da dar gelecek...
Tıpkı vücudunuzun yüreğinize dar geldiği gibi...
Ne denizin mavisi açacak içinizi, ne pırıl pırıl gökyüzü...
Kendinizi taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksiniz...
Birileri size bir şeyler anlatacak durmadan...
‘‘Önemli olan sağlık.''
"Yaşamak güzel.''
‘‘Boşver, her şey unutulur.''
Siz hiçbirini duymayacaksınız...
Gözyaşlarınızdan etrafı göremez hale geleceksiniz.
O'ndan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksiniz...
Hep ondan bahsetmek isteyeceksiniz...
‘‘Ölüme çare bulundu'' ya da ‘‘Yarın kıyamet kopacakmış'' deseler başınızı kaldırıp ‘‘Ne dedin?'' diye sormayacaksınız...
Yalnız kalmak isteyeceksiniz...
Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak...
İkisi de yetmeyecek.
Geçmişi düşüneceksiniz... Neredeyse dakika dakika... Ama kötüleri atlayarak...
Onunla geçtiğiniz yerlerden geçmek isteyeceksiniz... Gittiğiniz yerlere gitmek...
Bu size hiç iyi gelmeyecek... Ama bile bile yapacaksınız.
Biri size içinizdeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksınız... Aslında kurtulmak istediğiniz halde, o acıyı yaşamak için direneceksiniz.
Hayatınızın geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksiniz...
Aksini iddia edenlerden nefret edeceksiniz...
Herkesi ona benzetip...
Kimseyi onun yerine koyamayacaksınız...
Hiçbir şey oyalamayacak sizi...
İlaçlara sığınacaksınız... Birkaç saat kafanızı bulandıran ama asla onu unutturmayan... Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren...
Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek... Boğazınız düğümlenecek, dinleyemeyeceksiniz...
Uyumak zor, uyanmak kolay olacak...
Sabahı iple çekeceksiniz... Bazen de ‘‘Hiç güneş doğmasa'' diyeceksiniz.
Ne geceler rahatlatacak sizi ne gündüzler...
Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksiniz...
Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önünüze çıkana sarılmak isteyeceksiniz... Nafile... Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek...
Rüyalar göreceksiniz, gerçek olmasını istediğiniz... Her sıçrayarak uyandığınızda onun adını söylediğinizi fark edeceksiniz...
Telefonun çalmasını bekleyeceksiniz... Aramayacağını bile bile... Her çaldığında yüreğiniz ağzınıza gelecek... Ağlamaklı konuşacaksınız arayanlarla...
Yüreğiniz burkulacak...
Canınız yanacak...
Bir daha sevmemeye yemin edeceksiniz.
Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinizden...
Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksınız... Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğiniz için kendinizden nefret edeceksiniz...
Yaşadığınız şehri terk etmek isteyeceksiniz... Onunla hiçbir anınızın olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek...
Ama bir umut... Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu... Bu umut sizi gitmekten alıkoyacak...
Gel gitler içinde yaşayacaksınız...
Buna yaşamak denirse...

(Yazı bana ait değildir.)

3 Şubat 2013 Pazar

Hiç !!!



Hiç
-
Bir insani unutmak, bir insandan vazgeçmek, bir insani hayatindan sonsuza kadar çikartmak zorunda kaldin mi hiç? 

Hani ölmüs gibi, hani uzatsan da elini tutamayacagini bilmek gibi, her an kapindan içeri gülümseyerek girecegini bekleyip ama aslinda hiç gelemeyecegini de bilmen gibi.
Ne zor sey degil mi ölmedigini bilmek , ama ölmüs gibi ulasilmaz olmasi artik o insanin sana, ne kadar katlanilmaz bir gerçek degil mi sen hala bu kadar sevgili iken? 
Özlemek, bu kadar özlemek, etini kemigini yakarcasina özlemek... çok kötü degil mi? 
Bu kadar özleyip onu görememek, ona dokunamamak, onu isitememek , artik sonunun "Pi" hali degil mi? 
Biliyorsun degil mi? 
Ne kadar umutsuz bir arayistir o, kalabalik caddede geçen binlerce yüze bakmak belki bir kez daha görebilmek için o yüzü, belki biraz önce geçti bu kaldirimdan diye düsünmek, belki su an arkamda yürüyen insanlarin içinde bir yerde demek, belki su an üzerimdedir gözleri diye paranoyalar yasamak ne zordur degil mi? 
Ne kadar eritir insani farketmeden. Sende biliyorsun degil mi bunlari.? 
Bir sinema koltugunda sende iki kisi gibi oturdun mu hiç? 
Hiç iki kisi gibi zevk aldin mi bir konserden yalniz basina. 
Güzel bir kafe kesfettiginde, güzel bir film seyrettiginde, güzel bir sarki dinlediginde güzellikleri oraninda eksik kaldiklarini hissettin mi paylasamadigin için onunla. 
Bir barin kalabaliginda hiç yarim vücudunla sallandin mi ortada? 
Hiç iki kisilik beyninle yarim insan olabildin mi? 
Baktiginda aynana sadece yüzünün bir yarisini gördügün oldu mu hiç? 
Sana hayatindaki en büyük yoksunlugu yasatandan nefret edemedigin zamanlar oldu mu hiç? Gözünün içine baka baka kolunu bacagini kesen bir insanin yüzüne sevgi dolu bir gülümseme ile bakabildigin zamanlaroldu mu hiç? 
Hayatta inandigin bütün degerlerini altüst eden birisine ask siirleri yazabildin mi? 
Onu içinde korumanin seni yok etmek oldugu zamanlara feda oldun mu hiç? 
İçinde aglayan çocuga umut sarkilari söyleyemedigin, özlemini, susuzlugunu, açligini gideremedigin zamanlar oldu mu hiç? 
Kanayan yarasini gördügün ama merhem olamadigin zamanlar. 
Gücünün, hani o tanrisal gücünün bir çocugun aglamasini susturamayacak kadar oldugunu gördügün zamanlar oldu mu hiç?
Hiiiiiiiç.... Hiiç... hiç... bir hiç...

Can Dündar


Copyright All Right Reserved ! Tuba Atamer !